Archives

Sarhoş

Ağustos 23, 2015 Posted by Mustafa ODABAŞ COMMENTS (0)

Günlerden kadir gecesiydi, Hacı Mevlut Baba Erzurum’un büyük camilerinden birinde müritleriyle namazını kılmış; dervişlerinden birinin evine zikir yapmak için yola çıkmıştı.   İnsanlarla sohbet ediyordu. Kendisini önceden tanıdığı Haydar isimli genç kalabalığı yararak Hacı Mevlut Baba’ya ulaşmaya çalışıyor. Genç sarhoş ve üzerine kusmuş vaziyette olduğu için Müritler tarafından ısrarla Hacı Mevlut Baba’nın yanına gelmesi engelleniyordu.

Hacı Mevlut Baba Haydar’ı gördü. Bırakın gelsin buyurdu. Hacı Mevlut Baba Haydar’ı; Haydar’da Hacı Mevlut babayı sever dedi. Haydar sevinçle Hacı Mevlut Baba’nın yanına geldi ve hürmetle ellerinden öptü. Hacı Mevlut Baba’da Haydar’ı gözlerinden öptü. Herkes hayretle olanları seyretmeye başladı. Hacı Mevlut Baba Haydar’a Koluna girmesini buyurdu. Genç sarhoşluğun verdiği aczi etle sallanıyordu. Hacı Mevlut Baba tebessümle Haydarım bu işte bir yanlışlık var dedi. Bizi görenler Hacı Mevlut baba Sarhoş olmuş sallanıyor diyecekler. Gel sen bu işten tövbe et tamam mı evladım dedi.

Haydarın bu diyaloğu Erzurum’da yayıldı. İnsanlar artık Haydar’a saygı göstermeye başladılar. Eşinin bile ona karşı saygısı ve hürmeti artmıştı. Haydar artık içkiyi bırakmıştı. Namaza başlamıştı ama ona çok zor geliyordu. Hacı mevlüt babaya durumunu anlattı. Hacı baba ona sen yanlınca farz namazlarını kıl senin sünnetlerini ben kılarım buyurdu.

Zamanla Haydar düşünmeye başladı. Hacı Mevlut baba Yaşlı idi ona kendi namazları kıldırmak haksızlık olurdu diye düşündü. Hacı Mevlut Babaya gelerek kendi sünnetlerinin kendisinin kılacağını bildirdi. O günden sonra sevabı Hacı Mevlut Babaya gönderilmek üzere dört rekât fazladan namaz kıldı.

Kendisini ismini vermeyerek eski hallerinin başkaları tarafından hatırlanmasının rencide edeceği düşüncesiyle isminin değiştirmeyi uygun gördüm. Kendisini şahsen tanıdım ve çok mutlu oldum.

Kendisine yaşadığım bir çok manevi halı sordum. Mürşid-i Kamil makamında cevaplar aldım. Manevi olarak bu kadar ileri derecede olması beni çok şaşırttı. Hacı Mevlut Baba’nın Halifesi değildi. Hacı Mevlüt Baba’nın dervişiydi.

Mülkiyeli Mustafa ODABAŞ

Çocukların Seyit Hacı Mevlüt BABA’sı

Ağustos 2, 2015 Posted by Mustafa ODABAŞ COMMENTS (0)

Çocukların Seyit Hacı Mevlüt BABA’sı

“Türkiye’nin en soğuk ili hangisidir?” diye sorulsa çoğumuzun aklına ilk gelen Erzurum olur. Yörede kış mevsimi öyle uzun ve çetin geçer ki hiç bitmeyecek sanılır. Kar ve ayazla Erzurum insanının bahar umudu çoğu zaman hep başka bir bahara kalır.

Ama bu soğuk topraklar Erzurum’a “İlahi aşkla yanan veliler diyarı” ünvanı kazandırmaya engel olamamıştır. Yüzlerde sıcak bir gülümseme, kalplerde sımsıcak bir sevgi hasıl eden bu Hakk dostlarını, Allah (c.c.) adeta uzun kışların cemreleri kılmıştır. Büyüğünden küçüğüne, kadınından erkeğine, güçlüsünden acizine herkese sıcak ilgi gösteren, hak yola kalplerin ısınmasına vesile olan, sımsıcak sohbetleri ve mütebessim nurlu çehreleriyle hayata sıcaklık katan, kanı kaynatan bu Erzurumlu velilerden biri de Seyit Hacı Mevlüt Babadır.

Seyit Hacı Mevlüt… Bu isimler bile onun veliliğini anlatmaya kafi sanırız. Burada üzerinde duracağımız asıl mevzu onun isminin sonunda yer alan “Baba” kısmı.

Seyit Hacı Mevlüt Baba’yı çocuklar çok severdi. En az öz babalarını sevdikleri kadar… Çocuklar cami ile Yoncalık mahallesindeki evi arasındaki yol güzergahında Mevlüt Baba’larının etrafını sararlar, elini öpmek ve hayır duasını almak için sıraya girerlerdi. O minikler Mevlüt Baba’yla sohbet etmeyi bir itibar, iftihar ve büyüklük vesilesi sayarlardı. Çocuklara olan sevgisiyle de örnek olan Hacı Baba da onların başlarını okşayarak sorularını ve sorunlarını büyük bir sabır ve dikkatle dinlerdi. Onlara vaktini ayırır, tatlı dil ve güler yüzüyle cevaplar verir, hepsiyle tek tek ilgilenirdi. Hacı Baba çocukların sırdaşıydı. Çocuklar ebeveynlerine dahi anlatamadıklarını hiç çekinmeden Hacı Baba’ya açarlar, çareyi ondan umarlardı. Bilirlerdi ki Hacı Babaları onları yargılamaz, sırlarını kimseye bildirmez ve onlara asla inanmamazlık etmezdi.

Hacı Baba çocuklarla sadece sohbet etmekle kalmaz dertlerini de derman olurdu. Annesinin verdiği bakkal parasını kaybeden bir çocuğun Hacı Baba’ya gelmesi, içeride kim olduğuna bakmadan Hacı Babayı dışarıya çağırması, Hacı Baba’nın da hemen çocuğun yanına giderek kaybettiği parayı ona vermesi buna en iyi örnektir.

Çocukların etrafını sarıp elini öptüğü anlardan birinde Hacı Baba’nın gözü bir kız çocuğuna takılır. Kız çocuğu Hacı Baba’ya arkasını dönmüş, biraz küskün ve biraz da kızgın bir tavırla Hacı Baba’ya sitemkar bir tavır içine girmiştir. Bunu gören Hacı Baba’nın yüreği sızlar. İstemeden de olsa bu esmer ve kara gözlü kızı kırmış olabileceği düşüncesiyle çocukların arasından yavaşca geçer ve onun önüne gelip durur. Kız çocuğu Hacı Baba’nın yanına gelmesiyle dudaklarını daha da bir büzüp kırılganlığını gözler önüne sermeye devam eder. Devlet büyüklerinin, komutanların ve daha nice kudretli kişilerin önünde boynunu dahi bükmeyen Seyit Hacı Mevlüt Baba, kız çocuğunun önünde diz çöker ve bu üzgün ve kırgın halinin sebebini sorar. Kız titrek ve ağlamaklı bir sesle “Önceki gün elinizi öpmek için arkanızdan koştum. Ama siz beni beklemeden çekip gittiniz” der. Hacı Baba duygulanır ve küçük kızın iki elini tutup öper. Kendisinin seksen küsur yaşında olduğunu ve ondan kaçmak istese bile bunu yapacak durumda olmadığını ona uygun bir dille anlatmaya çalışsa da kız çocuğu bir türlü ikna olmaz. Buna çok üzülen Hacı Baba’nın gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar dökülür. Bu gözyaşlarını gören kız da Hacı Baba’sının daha fazla üzülmesine dayanamaz ve ona sıkıca sarılır. Hacı Baba da onu sevgiyle kucaklar ve alnından öperek dua eder.

Efendimiz Hz. Muhammed (sav) “Küçüklerini sevmeyen büyüklerini saymayan bizden değildir” buyurmuştur. Seyyid Hacı Mevlüt Baba, hem Efendimizin (sav) soyundan gelen Seyyid oluşuyla, hem Hacı oluşuyla, hem Efendimizin (sav) doğum günü olan Mevlüt Kandilinde doğmuş oluşuyla, hem de çocukları çok seven Baba oluşuyla canı gönülden inanıyoruz ki O’ndandı. İsmiyle müsemmaydı.

O büyüklerimizi saymak ve O büyüklerimizin büyük faziletlerini naçizane tek tek saymak da bize düşüyor.