CİHAT DİNİ TAVİZSİZ YAŞAMAKTIR

CİHAT DİNİ TAVİZSİZ YAŞAMAKTIR

Davut Abacı’yı Mülkiye’nin ilk yılında tanıdım. Onu bir gün, kaldığı evin abisiyle tartışırken gördüm. Ev abisi ona tedbiren takma bir isim kullanmasını, ders verdiği öğrencilere gerçek ismini söylememesini tembihliyordu. Davut ise bir İmam Hatip Lisesi mezununa yakışır tarzda yalana asla başvurmayacağını belirterek teklifi ısrarla reddediyordu.

Başörtüsü yasağı başta olmak üzere mütedeyyin kesime yönelik baskıların zirve yaptığı bir dönemde, Davud’un kaldığı evde misafir olarak bulunuyordum. Davud’a takma isim kullanmasını tavsiye eden ev abisi bu sefer yaptığı sohbette kadınların başlarını açıp okumaları gerektiğinden dem vuruyordu. Üstelik bunu cihat etmenin bir gereği olarak göstererek… Davud bana döndü ve “Mustafa! Bu konuda sen ne düşünüyorsun?” diye sordu. Konuşulanlara yüreğinin dayanmadığı ve ortaya atılan fikirlere muhalefet etmeden önce destek aradığı bakışlarından belliydi. Ben de “Cihat dini tavizsiz yaşamaktır” diyerek fikrimi beyan ettim, çarşaflı bir bayanla evlenmek niyetinde olduğumu da söyledim. Bir anda evde bulunanların gözleri bir düşman görmüşçesine öfke ve kinle bana yöneldi. Sadece Davut’un “Ben de Mustafa ile aynı fikirdeyim” sözleriyle dostlar meclisinde olduğuma kanaat getirebildim.

Abiler, Davut’u istedikleri gibi yönlendiremeyeceklerini anlayınca Şubat ayında hiçbir sebep göstermeden ve kara kışa aldırmadan evden kovdular. “Bizde kal!” davetimizi de Davut kabul etmedi. Davut’u temizlik şirketi olan bir arkadaşımın ofisine götürdüm. Davut o günden sonra temizlik şirketinde çalışmaya başladı. Akşam saat 18.00’den 22.00’ye kadar temizlik yapıyordu. Aldığı paranın kendisine yetmediğini görünce temizlik şirketinin sahibi olan arkadaşımla anlaşarak onunla beraber çalışmaya başladım. Davut’un haberi olmadan maaşımın yarısı da Davut’un hesabına aktarılıyordu. Davut’un benden para almayacağını bildiğim için böyle bir yola başvurdum.

Zamanla Davut bir kapıcı dairesi kiraladı ve kimseye muhtaç olmadan hayatını devam ettirdi. Cihat aşkı ile dopdolu olan Davut, başörtüsü eylemlerinde hep öndeydi. Bir gün bu protesto gösterilerine beni de davet etti. O gösterilerde gözaltına alındım ve hayatım boyunca unutamayacağım acı olaylar yaşadım ve bazı olaylara şahit oldum kardeşimin Polis Akademisinde öğrenci olması sebebiyle de yaşadıklarımı hiç kimseyle paylaşmadım.

Davut, zulüm karşısında hiçbir zaman sessiz kalmadı. Mülkiye’deki bir hoca müsveddesinin Sevgili Peygamberimize (sallallahu aleyhi vesellem) hakaret etmesi üzerine “dilsiz şeytan” olmadığını ispatladı ve kitabı, defteri fırlatarak o müsveddenin üzerine yürüdü. Bu olayın üzerinden çok geçmemişti ki o hoca bozuntusu bir kenarda sıkıştırılıp eşek sudan gelinceye kadar dövüldü. Dayak yiyen kişi ifadesinde, dayak yediği sokağın karanlık olduğunu ve kendisini darp edenlerin sadece birisini Davut Abacı’ya benzettiğini söylemiş. Bunun üzerine Davut gözaltına alındı gözaltında gördüğü eziyetten dolayı bir ay yataktan kalkamaz hale geldi.

Davut’un başına gelenleri bana haber verense Zehra hanımdı. Yani Davut Abacı’nın Mülkiye’de aşık olduğu hanımefendi. İkisinin de eli eline değmemişti ama birbirlerine olan aşkları bir başkaydı. Davut yattığı süre boyunca Zehra’ya dahi kapıyı açmamıştı. Telaşla evine gittim ve bende bulunan anahtarıyla kapıyı açtım. Davut sargılar içindeydi ağlıyordu. Onu çok dayak yerken görmüştüm ama ağladığına ilk defa şahit oluyordum. “Davut kapıyı kimseye açmamışsın. Yattığın süre zarfında kim baktı sana?” diye sordum. “Birileri geldi, yemek getirdi, pansuman yaptı. Ama kim olduklarını bilmiyorum” dedi.

Gördüğü eziyetten sonra Davut, cinsel gücünü yitirdi. Zehra için yandığını ama bu kaybını ona nasıl izah edeceğini bilmediğini söyledi. Zamanla bu konuyu lisan-i hal ile Zehra hanıma anlatmak görevi bana kaldı. Zehra hanım, onu her haliyle kabul edeceğini söylese de Davut buna razı olmadı. Ama Davut’un Zehra’ya olan büyük aşkı da giderek dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. İçini dağlayan bu sevdanın yanı sıra sağlık durumu da hiç iç açıcı değildi.

Davut, cemaatlere karşıydı. Cihadın önündeki en büyük engel olarak onları görüyordu. Ta ki gördüğü mübarek rüyaya kadar… Davut, bir gün bana rüyasında Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (sallallahu aleyhi vesellem) görme şerefine eriştiğini ve Efendimizin (sav) kendisine “Senin ilacın evlatlarımdan biri olan Seyit Hacı Mevlut Baba’da” buyurduğunu söyledi. Hacı Mevlut Baba’nın şeyhim olduğunu söyleyince çok sevindi. Hiç vakit kaybetmeden Erzurum’a doğru yola çıktık.

Bindiğimiz otobüsün Erzurum’a erken saatte varacağını anlayınca, Hacı Mevlut Baba Hazretlerini rahatsız etmeme düşüncesiyle otobüsten indikten sonra önce kahvaltı yapmaya karar verdik. Ama otobüsten iner inmez bizi Hacı Mevlut Baba Hazretlerinin müritlerinden biri karşıladı. Çok şaşırdık zira Hacı Baba’ya haber göndermemiştik. Derviş kardeşle beraber Hacı Mevlut Baba’nın huzuruna vardık. Hacı Mevlut Baba Davut’a öyle bir sarıldı, öyle bir sevgiyle gözlerinden öptü ki Davut’a imrendim. Zira Hacı Mevlut Baba gözlerimden öpmüştü ama bana öyle hiç sarılmamıştı.

Normalinden uzun süren sarılmadan sonra Davut kendini hiç olmadığı kadar iyi hissediyordu. Davut, Hacı Mevlut Baba’ya durumunu anlattı. Hacı Mevlut Baba da ona Zehra hanımla evlenmesinin ona haksızlık olacağından ve aldığı kararın doğruluğundan bahsetti. Aşk ateşiyle yalvarışın da zikir evradından sayılacağını, bu çileler sayesinde Efendimizi (sav) görüp muhabbetine mazhar kılınabildiğini belirtti. Davut’un Zehra’yı görmesiyle aşk yarasının yeniden depreşeceğini de dikkate alarak, o sene kaydını dondurmasını ve Zehra’nın mezuniyetinden sonra okulu bitirmesini tavsiye etti.

Davut, bütün çilelere sadece Allah (c.c.) rızası için göğüs gerdi. Derdini de, hüznünü de sadece ona açtı. Sevabını da yalnızca ondan bekledi. “Şimdi ne durumda?” diye soracak olursanız;

Bütün sınavlarda başarılı olduğu halde, istihbarat raporundan dolayı Türkiye’de çalışma imkanı bulamadı. Çok uzaklara gitti…

 Mülkiyeli Mustafa ODABAŞ