EN BÜYÜK MARİFET ALLAH’A KUL OLMAKTIR

Hacı Mevlüt Baba, Malatya’daki bağ evinde oturmuş etrafındakilerle sohbet ediyordu. Köy hayatını sevdiği için neşesi gayet yerindeydi. Hacı Mevlüt Baba, abdest almak için oturduğu yerden kalkınca dervişlerden biri ibrik getirdi. Abdest sırasında başka bir tarikattan ayrılıp Hacı Mevlüt Baba’ya intisab etmiş olan Derviş Yakup, Hacı Mevlüt Baba’nın dirseklerinden akan abdest suyunu avuçlarında toplayarak içti.

Bunu gören Hacı Mevlüt Baba’nın yüzündeki neşeli hal yerini hoşnutsuzluğa bıraktı. Derviş Yakup’a dönerek “Evladım bunu niye yaptın?” diye sordu. Yakup; “Efendim biz eski şeyhimizin başından aşağı güller döküyor, abdest alırken de dökülen sularından içiyorduk” dedi. Mevlüt Baba; “Evladım bu harekete izin veren şeytanın askeridir. Kim ki bu duruma göz yumarsa onu şeytan taşlar gibi taşlayınız. Peygamberler haricinde hiçbir insan böyle bir teveccühü hak etmez. Biz sizlerin Allah’tan başkasına kulluk etmemeniz için gayret gösteriyoruz. Siz ise kula kullukta, kölelikte ısrar ediyorsunuz. Kendi kendinize yeni putlar icat ediyorsunuz” buyurdu.

Hacı Mevlüt Baba, Derviş Yakup’tan eski şeyhinin davranış tarzı hakkında bilgi vermesini istedi. Yakup’ta eski şeyhinin bağırmaktan, kalp kırmaktan çekinmeyen biri olduğunu, kendisine itaat etmeyenlerden dersleri geri istediğini ve kendisi çalışmadan dervişlerin sırtında lüks bir hayat sürdüğünü söyledi. Bunun üzerine Hacı Mevlüt Baba dervişlerine hitaben şöyle konuştu:

“Evlatlarım! Tarikat dersini şeyh kendi adına almaz, pirinin adına alır. Dervişliğe kabul edip etmeme şeyhin ukdesindedir fakat şeyh verdiği dersi geri isteyemez, kimseyi de dergahtan kovamaz. Bu huyların kendisinde olduğunu bildiği halde ona intisap eden de, onun yolundan giden de o şeyhin bütün günahlarına ortak olur. Dervişlik özgürlüktür. Yüce Allah’tan başka kimseye kulluk yapmaya izin vermez. Sorgusuz sualsiz itaate ancak Allah (c.c.) ve Onun Resulü (sallalahı aleyhi vesellem) layıktır.”

BEREKET EŞEĞİN OTUNDA GİZLİ

Hacı Mevlut Baba’nın Kayseri’de çok dervişi vardır. Bu dervişlerden biri olan Abdi, Hacı Mevlut Baba’ya dert beyan eder. Kendisinin çok çalışkan olduğunu ama bu çalışmasına karşılık bir türlü bereketi yakalayamadığını ve kıt kanaat geçinmek zorunda kaldığını anlatır. Hacı Mevlüt Baba’dan dua ederek kendisini bu sıkıntıdan kurtarmasını talep eder. Bunun üzerine Hacı Mevlüt Baba Abdi’ye dua eder ama Abdi’nin geçiminde en ufak bir düzelme görülmez.

Hacı Mevlüt Baba bir kış mevsiminde dervişlerini ziyaret ederken yolu Kayseri’ye düşünce Abdi’yi de ziyaret etmek ister. Abdi’nin evinin önüne varınca kapının önünde üşümüş ve açlığı her halinden belli olan bir eşek görür. Abdi misafirlerini eve alırken Hacı Mevlüt Baba’nın ilk emri dışarıdaki eşeğe yem verilmesi ve onun soğuktan korunacak kapalı bir ortama alınması olur. Sohbet sırasında Hacı Mevlüt Baba dışarıdaki eşeğin kime ait olduğunu sorar. Abdi, eşeğin kendisine ait olduğunu ve hayvanı yazın çalıştırıp kışın da yem yemesin diye dışarıya saldığını söyler. Bunun üzerine Hacı Mevlüt Baba “Oğlum! Sendeki bereketsizliğin sırrı eşeğin otunda gizli” der ve orada hazır bulunan dervişlerini de nasihata ortak ederek şunları söyler:

“Hayvanların emrinize verilmesi Allah’ın size olan en büyük nimetlerinden biridir. Eğer hayatınızı kolaylaştıran hayvanları aç ve soğukta bırakırsanız bu nimete nankörlük etmiş olur ve Allah’ın gazabına uğrarsınız. Merhamet edin ki merhamet bulasınız. Hayvanlarınıza en güzel şekilde muamele ediniz ve onların size emanet olduğunu asla unutmayınız.”