Müridin her halini yalnız Allah bilir

Her Cuma namazımızı, Tacettin Sultan Dergâhı’nda Murat Hocamızın arkasında kılar, ardından Cebeci’deki Cumhuriyet fırınına ve Manav Halil İbrahim abiye uğrardık. Odun ateşinde pişen ekmeğimizi, Hasan Dede üzümümüzü, şekli bozuk ama doğallık tadan ve kokan Ayaş domatesimizi, acı biberimizi ve “çiçeği burnunda” salatalığımızı alır almaz da doğruca Cafer’in yanına giderdik.

Cafer’in ordu doyuran alüminyum demliği, Gümüşhane yayla tereyağı ve tulum peyniri yaz kış eksik olmazdı. Muhabbetimiz ikindi ezanına kadar sürerdi. İkindi namazını birlikte kıldıktan sonra ayrılırdık.

Cafer birgün bana, “Biletleri aldım. Erzurum’a gidiyoruz. Yarın Mamak son duraktan seni alırız” dedi. İkindi namazının ardından başlayan ve Cafer’le kimi muhabbet ederek kimi de uyuyarak geçen bir yolculuğun ardından sabah saat 09:00’da Erzurum’a indik. Ve doğruca Hacı Mevlüt Baba’mızın yanına vardık. Hacı Mevlut Baba’mız bizlere hal hatır sormayı hiçbir zaman ihmal etmediği gibi Ankara’da bulunan dervişlerinin ve görevlilerin ne halde olduklarını sormayı da unutmazdı. Ankara’da ikamet eden bir şahsın adını zikredince Cafer gayri ihtiyarı “Bırak Hacı Mevlüt Babam o münafığı!” deyiverdi. Etraf bir anda buz kesildi. Cafer korkusundan bir bahaneyle oradan ayrılmakta gecikmedi. Ben ise Temmuz’un sıcağında soğuk ter dökmeye başladım. Cafer gibi oradan kalkıp gitmeyi de başaramadım. Kalbim küt küt atmaya başladı. “Ölümüm burada olacak herhalde” düşüncesiyle döktüğüm soğuk terleri ecel terine yormadım da değil hani…

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Hacı Mevlüt Baba bana dönerek “Evladım sen de mi biliyordun?” diye sordu. “Sükut ikrardandır” gereği sessiz kalarak bildiğimi ima ettim. Artık rahatlamıştım. Kasvetli havadan sıyrılmış eski halimize dönmüştük. Hacı Mevlüt Baba tekrar bana nazar ederek “Merak ediyorsun değil mi? Cafer biliyor, ben biliyorum ama Mevlüt Babam nasıl bilemiyor diye kendi kendine soruyorsun değil mi?” sualini yöneltti. Gerçekten de merak ediyordum.

Hacı Mevlüt Baba beni daha fazla merakta bırakmadan şu açıklamayı yaptı: “Evladım bizler manevi doktorlarız. Mürit bize doğruyu söylediği sürece dervişin her halini biliriz ve onu doğru yola sevkederiz. Hatasını düzeltmesine yardımcı olur, derdine derman olmanın derdine düşeriz. Mürit yalancı ise Müdşidin yapabileceği hiçbir şey yoktur. Hastanın fıtığı patlasa, acı çektiği halde oynayıp zıplasa, sonra da fıtıktan ölse durumdan haberdar edilmeyen doktora suç bulabilir misiniz? Oysa ki derdini doktora açsa doktor da onu durumuna göre ya ilaçla tedavi eder ya da Allah’ın izniyle ameliyat gibi yöntemlerle şifasına kavuşturur. Doktor ancak şifa arayanlara yardım edebilir. Ölmek isteyeni kabirden kurtarabilecek doktor yoktur. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) bile yalancılara en ufak merhameti dokunmamıştır.”

Başkalarının rüyalarını bize kendisinin rüyası gibi anlatarak bizi aldattığını sanan ve dervişliği bir geçim kapısı olarak görüp dünyasını kazandığını zannederek ahiretini yıkan Ankaradaki o görevli şahıs, Hacı Mevlüt Baba’nın sağlığında başka bir şeyhe intisap etti. Hacı Mevlüt Baba’ya “Efendim onun peşinden gidenler de oldu. Onlara ne olacak?” diye sorduğumuzda Mevlüt Babamız, kalbi düzgün olanların onun peşinden asla gitmeyeceğini vurgulamış ve onunla beraber gidenleri de “o yolu hakedenler” olarak nitelendirmişti.

ELİNE SAĞLIK HAKKI USTA!

Hakkı Usta İzmir’de su tesisatçılığı yapan temiz bir vatan evladıdır. İşinde mahir, iyi bir usta olmasına rağmen ailesini geçindirebilecek bir kazanç elde edememekten mustariptir. Hacı Mevlut Baba’yı bir ziyaretinde geçim sıkıntısından kurtulması için kendilerinden dua talep eder. Hacı Mevlut Baba kendisine hem dua eder hem de şu nasihatleriyle Hakkı Usta’ya dua edecek kişileri de çoğaltmaktan geri durmaz:

“Evladım! Sana yapılan duaların içindeki en makbul ve büyük olanlarından biri işini yaptığın kişilerin sana olan duasıdır. Geçim sıkıntısından kurtulmana en başta bu dualar vesile olacaktır. Önce pazarlığını yap. İşini bitirmeden de asla para talebinde bulunma. İşini dünyalık bir meşgale olmaktan öte ibadet aşkıyla yerine getir. Sözün senet olsun. İki elin kanda dahi olsa verdiğin sözden dönme. “Eline sağlık Hakkı Usta, ellerin dert görmesin!” demeyen kimsenin parasını da yeme. Alışverişlerinde helalleşmeyi de sakın unutma. Bu söylediklerimi kendine rehber edinen usta Allah’ın (c.c.) izni ve yardımıyla hiçbir zaman geçim derdi çekmez.”

Hakkı Usta, Hacı Mevlut Baba’nın huzurundan ayrılmasından itibaren bu düsturlara harfiyen riayet eder. Hakkı Usta’nın, Hacı Mevlut Baba’nın nasihatleri doğrultusunda hareket etmesi çok geçmeden onu geçim sıkıntısından kurtarmakla kalmaz bol kazançlı bir hayat tarzına da kavuşturur.

Arkadaşları onu bazı zamanlar deneseler de Hakkı Usta, öğrendiklerinden asla ödün vermez.

Tasavvuf bize her anımızı ibadet aşkıyla yaşamayı öğretti. “Tarikata ne gerek var?” diyenlere “Keşke Hacı Mevlut Baba’mı tanısaydınız!” diyesim geliyor…